3.23.2010
4.13.2009
Şaşkınlığın Dayanılmaz Hafifliği 2009

Çılgınlar gibi şaşkın olduğumuz yıllar şaşkınlığın dayanılmaz hafifliği 2007 olarak tarihe geçmişti.
Özgürce, doyasıyaa, çılgınlar gibi, hunharca;
Ve yine...
ŞAŞKINIM:)
9.10.2008
Başkaları...
Durup bakıyor insan. Hayatına, yaşadıklarına, etrafına ve yaşananlara… Tanrım, her şey ne kadar da aynı! İnsanlar aynı, duygular aynı… Bu kadar benzerlik varken insan duygularından nasıl emin olabilir?
Önceden aşk vardı… Tatlı, hoş, gülümseten, naneli şeker gibi bir şey işte. Pencere kenarında sokaktan geçsin diye saatlerce beklemekti aşk. Sonra sevmek girdi işe… Korkarak sevmek… Heyecanını yitirmemişti ama bilinmeyenin korkusu vardı. Sonra sevgiyle beraber o sevgiyi ilişki yapabilmek geldi. En zoru da buydu bence. Çünkü insan kendi içinde fırtınalar koparabilir, aşık olup sevebilir, kendi içinde ne istiyorsa onu yaşar. Ama ilişki… Hem aşık olup hem sevecek hem heyecan duyacaksın hem de bunu ilişki haline getirip yaşayacaksın! Eh, zoru başardık insanoğlu olarak. Bunu da halledebildik.
Peki ya sonra? Bundan sonrası hep aynı hikaye. Aşk ,sevgi, heyecan ilişki… bitti mi ? Sil baştan… Aynı şeyleri yaşa yaşa dur. Peki hangisi gerçek? Hangisi saf olandı? İlki mi sonuncusu mu?
Birine bir şeyler hissetmek ve o hissin ne olduğunu bilememek.. .İsim verirsem geçmişe ihanet sayarım. İsim veremesem kendime ihanet ederim. Hiç yaşamasam ki bu en mantıklısı onu yaşamam gerektiğini düşündüren garip bir dürtü var. Bir “güç”… Bu nedir bilmiyorum, belki de herkesin … Kahretsin yine herkesli cümleler kurmaya başladım.
- Belki de başlamalısın..
- Sen kimsin be?
- Bir önemi var mı, ahmet mehmet şükriye..hangisini seçersen...
- Memnum oldum… da yazımda ne işin var?
- Saçmalamaya başlayacaktın daha fazla dayanamadım. Sus sus bir yere kadar.
- Bana baksana sen..
- Pööf tamam kızma… Ama sana bunu söylemek görevim. Başkaları ile başlayan cümleler kumalısın. Çünkü onlar seni görüyorlar. Başkaları hayatın ta kendisidir.
- Sartre öyle demiyor ama? Ne demiş üstad “başkaları cehennemdir”
- Eh yalanda söylememiş… Kimse sana hayatın cennet gibi olduğunu söylemiyor zaten.
- Fakat..
- Ah be canım be, sosyalsin… Güzel görünmek için ruj sürüyorsun. Başkalarına beğendirmek için…. Sonra da başkalarının düşünceleri sana cehennem oluyor. Sen kendi cehennemidesin uyan güzelim u-yan!
- Bu ruju kendimi güzel hissetmek için sürdüm bi kere. Sadece ve sadece kendim için.
- Ama biri çıkıpta “ya fatoş bu rujun rengi sana hiç gitmemiş, şebeğe dönmüşsün” dese anında silersin!
- Fakat ben..
- Tamam, kes. Zıvalama… Asıl konudan uzaklaştırıyorsun beni. Ne demeye gelmiştim…Hah, Canım bak şimdi, sen kendi ikilemlerin içinde boğuşuyorsun. Birini sevdin yaşandı bitti. Şimdi aynı konumda başka bir insana bir şeyler hissediyorsun ve bu geçmişe duyduğun hislerin aslında sahte olduğunu apaçık gösterdi. Herkes bunu söylemiyor muydu? Evet söylüyordu. Yanlışlar mı? Sonuna kadar haklılar… Bu yüzden şunu bil ki aşık falan değilsin. Öbürüne de değildin. Bir gün aşık olursan ben sana haber vericem merak etme….
- Emm..şeyy..
- Haydi eyvallah kendine dikkat et…
- Peki
Vallahi gitti… Bu neydi şimdi ya? Tövbe tövbe nerde bir manyak var beni bulur zaten. Neyse ne diyordum ben? Heh.. Başkaları ile başlayan cümleler…. Yani insanların düşünceleri ve bizim duygularımız…
- Selam!
- Haydaaa sen de kimsin?
- Öyle biriyim işte, ya sen_?
- Ben bu yazının yazarıyım…
- Ah tabii ya..Çok özür dilerim bir an dalmışım.. Yazın üzerimde düşünüyordum da!
- Yaaa?
- Başkaları…. İnsanlar… Onlar ne kadar önemli ki ? Senin hayatın hakkında e biliyorlar dane kadar objektif olabilecekler ? Onlar görmek istediklerini görürler. Senin için seçtikleri kılfa uyuyor musun? O zaman senden mükemmeli yoktur. Fakat herkesin kendi kılıfı olduğu içinde mükemmel insan yok..
- Ne güzel konuştun öyle!
- Teşekkür ederim. Şu ikilemine gelince… Çok kafana takma. Ya hissettiğin şey aşksa? Benzer şeyler hissediyorum diyorsun, belki de bu aşktır ve sen yeniden hissediyorsundur?
- Olabilir… Öle olmasını umut ediyorum.
- Umut etme, yaşa gitsin ne çıkar? Neyse gitmem gerek, sana kolay gelsin
- Teşekkürler..
Ahh nasılda içime su serpildi... Her kimse çok güzel konuştu valla. Tabii ya, başkalarından bana ne? Başkaları için yaşasaydım bende bir başkası olurdum. Ama hayır ben buyum. Ben buyum um ve kime ne hissettiğimi çok iyi biliyorum. Mesela aşağıdaki resimdeki kediyi çok sevdim geçen gün... Acaip bir sevgiydi, yok ötesi...
Sevgiler...:)
4.29.2008
sineye tecavüz
Bu gün haberleri ya da gazeteleri okuduysanız görmüşsünüzdür. Bir baba 24 yıl kendi ÖZ kızını evinin bodrumunda bir sex kölesi olara tutmuş. Bodrum katında gün yüzü görmeyen kızından 6 tane de çocuğu olmuş...MIŞ MUŞ.
Bir baba bunu nasıl yapar bilinmez ama kırsal bir kesimde falan olsa "cehalet" diyebilirdik ancak adam mühendismiş.Bunun cehaletle de alakası yok işte. Bu tip olaylar ülkemizde de oluyor. Yani müslüman bir ülkede de gerçekleşiyor ki bu da dinin bu konu ile ilgi ve alakası olmadığının bir göstergesi. Dünyanın ÇİVİSİ çıkmış, insanlar artık ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar.
***
Hüseyin Üzmez'de dünyanın çivisini çıkaranlardan....78 yaşına gelmiş bir adam nasıl böyle yapabiliyor hayretler içerisinde kalıyorum.Keza gebzede tecavüz edilip öldürülen İngiliz GELİN vakası da öyle. Bu insanlara neler oluyor ?Bize neler oluyor? Nasıl oluyorda bu kadar iğrençleşip bu hallere düşüyoruz? Yüreğimiz neden bu kadar karanlık...İçimizdeki iyi insana ne oldu ?
Öfkem hat safhada çünkü elimden hiçbirşey gelmiyor...Bütün bu haberleri sineye çekiyorum ve hayatıma devam ediyorum.


